Ömrümce hem göğe yakın olmak istedim hem de toprağa. Penceremi açtım, dolunayı seyrettim. Sonra yere çömeldim, papatyalarla muhabbet ettim. Her defasında, “şimdi anladım” dediğim sırra, aslında bir türlü vâkıf olamadım. Her şeyi yapacak güçte hissederken, bazen aya bile gidebileceğimi düşünürken, tekrar ve tekrar düştüm. Toprak yumuşaktı, canımı acıtmak istemezdi hiç, ama ben hem kendime hem toprağa türlü kusurlar buldum. Sanki inadına düştüm, toprağı suçladım boş yere.
Şimdi yine öyle bir andayım, her şeyi yapabileceğimi düşündüğüm ve her şeyden ölesiye korktuğum… Sonsuza dek uyumak istediğim, bu nasıl istek, insan cennete kavuşmak, sonsuza dek orada kalmak ister. Bir şeyler eksik, ama ne bilmiyorum. Toprağın kokusunu yeterince içime çekemedim mi? Papatyalar, sardunyalar ve yabani otlar bana anlattı da anlamadım mı yoksa?
Toprak, bir gün kavuşacağız, bu neyin acelesi desene. Bilmiyorum ne olduğunu, neden olduğunu. Sormak da istemiyorum artık ama duramıyorum. Öyle sakince işimin başına oturamıyorum. Kalkmak gerektiğinde ise gücümü toplayıp ayağa kalkamıyorum.
Sevgili toprak,
Senin sabrından, sükûnetinden ve dirayetinden birer parça istiyorum. İstemeye yüzüm var mı bilmiyorum. Bildiğim, nefes aldıkça dua kapım açık olacak. Ama bir tövbe kaç kez tekrarlanır, bilmiyorum.